Tema
:
İşitme Engelli Bireylere Yönelik Empati Geliştirme, İşaret Dili Kullanımı ve Bu
Bireylerin Engelleri
Çalışılacak
Grup : Yetişkinler
Çalışma
Planı : Toplamda 1 saat sürecek bir çalışma planlanmıştır.
İnsan
Tombalası Oyunu
Amaç
: Tanışma, kaynaşma
Sayı:
Horhangi bir grup
Süre:
30 dakika
Malzemeler
: Katılımcı sayisı kadar insan Tombalası çizelgesi
Her
katılımcıya önceden hazırlanmış insan tombalası çizelgesi dağıtılır. Çizelge
katılımcıların birbirleri hakkında öğrenmelerini istediğimiz özeliklerine göre
çeşitli şekillerde hazırlanabilir. Daha sonra katılımcılara birbirliriyle
konuşarak(işaret dili) sorulan sorulardaki özelliğe sahip insani bulmaya
çalışmaları ve o kutunun karşısına buldukları kişinin adını yazmaları söylenir.
Bir çizelgede aynı insanın ismi iki defa bulunamaz Amaç hor katılımcının mümkün
olduğu kadar çok katılımcıyla iletişim ve etkileşim kurup, empati oluşturup
isimlerini ve bazı kişisel özeliklerini öğrenmesidir. Çizelgeyi ilk tamamlayan
tombala yapar ve oyunu kazanır. Not Aynı oyun uluslararası aktivitelerde de
rahatlıkla oynanabilir. Değişik ülkelerden ve kültürlerden gelenlerin
birbirlerini daha yakından tanımaları için oldukça faydalı olabilir.
Hayat
Kutusu Oyunu
Amaç :
Katılımcıların birbirlerini daha yakından tanımasını sağlamak
Sayı:
Herhangi (çift sayı olmasıyla şartıyla)
Süre:30
Dakika
Malzemeler :
Her katılımcı için bir adet "Hayat Kutusu formu
Katılımcılardan
kendilerine daha önceden tanımadıkları bir eş bularak ikili gruplar oluşturmaları
istenir. Daha sonra "Hayat Kutusu formu dağıtılarak eşlerine sormadan,
sorulan soruları 10-15 dakika içinde tahmin ederek cevaplamaları(işaret dili)
istenir. Daha sonra soruları gerçek cevaplarıyla karsılaştırarak, eşlerini ne
kadar tanıyabildiklerini görürken, birbirleri hakkında bilmedikleri şeyleri
öğrenme fırsatı bulabilirler. Böylece empati kurulmuş olur. En sevdiği hayvan,
içecek, ulaşım şekli, yemek, film, hobi, müzisyen ve grup, aktör/aktris, Tatil
için nereye gitmek ister? Gibi seçenekler yardımcı olabilir.
Artaud Tiyatro ve İkizi kitabında
avangard bir tiyatro anlayışını dile getirmiştir. Bu anlayış, her türlü kalıplaşmış
davranış kısıtlamalarından ve yüzeysellikten, uygar ligin insana yüklediği
yapay değerlerden kurtulmuş olarak insan varoluşunun temelinde yatan öz gerçeği,
yani vahşet halini, insanin psikolojik olarak en ilkelden kendini gerçekleştirme
güdüsünü izleyiciye aktararak, içinde yaşadığı gerçek vahşetle yüzsüze kalmasını
sağlamayı amaçlayan oyunlar için kullanılır. Gerçeküstücü tiyatronun bir çeşitlemesi
ve Jarry’nin tiyatro kalıplarını
kökten yıkma düşüncesinin bir uzantısı olan olarak Artaud tarafindan kuramsallaştırılan
Vahset Tiyatrosu, metni sonuç değil, çıkış noktası olarak alir; geleneksel dili yıkarak, dile düş değerini
yüklemeye, dilde kişinin bilinçaltı ilkel ve vahşi özü ile coşkularının
verilisiyle salt tiyatroya yönelmeye, böylelikle de oyuncu ile izleyici, sanat
ile yasam arasındaki ayrımı kaldırmaya,
tiyatroyu tapınsal-törensel ve söylencesel kökenlerine döndürmeye çalışır. Tüm
tiyatro öğelerinin insanin en ilkel içgüdü ve coşkularını depreştirmeye yönelik
olduğu Vahset Tiyatrosu, Roger Biin, Peter
Brook ve Grotowski gibi
yönetmenler ile Living Theatre üstünde etkili olmuştur.
Artaud der ki
: ““Biz, sahne ve salonu ortadan kaldırıyoruz, onun yerine bölümlere
ayrılamayan ve hiçbir geçiti olmayan, ayrıca, olayın tiyatrosu da olacak tek
bir alan olsun istiyoruz. Seyirci ile gösteri, oyuncu ile seyirci arasında
dolaysız bir iletişim kurulmalı, seyirci, gösterimdeki olayın ortasında kalmalı
ve oyun kendisini her taraftan bir ağ gibi sarmalıdır.” Vahşet Tiyatrosu’nda,
dekor yoktur. Oyunun oynanması için gereken şey, bos bir uzamdır. Artaud, bu
anlayışıyla, XX. Yüzyıl’ın son çeyreğinde, bos uzamda, dekorsuz olarak oyun
sahnelemeye yönelik bir tiyatro estetiğinin gelişimine öncülük etmiş, Grotowski
ve Peter Brook’u önemli ölçüde etkilemiştir. Artaud’ya göre ışıklamanın gerçek
değeri, sahne aksiyonunun maddilikten uzaklaştırılmasından, onu ilkel
bilinçaltına ait bir anahtara dönüştürmesinden kaynaklanır. “Işık, yalnızca
renklendirmek ya da aydınlatmak için değildir, o, tüm gücünü, etkisini ve
telkinlerini beraberinde getirir.” Artaud, seyircinin duygularını coşturmak ve
ele geçirmek için, sahnede ritm öğesinin kullanımına önem vermiştir. Bu
yaklaşımı, Appia ve Meyerhold’la paraleldir. “Gösteri, bastan sona bir dil gibi
şifrelenecek. Böylece, yitirilmiş devinim olmayacak, tüm devinimler bir ritme
uyacak.”
Peter Brook, Royal
Shakespeare Company ile çalışırken Antonin Artaud ve bertolt Brecht üzerine dayalı
bir tiyatro biçemini benimsedi ve bu kurumda değişik tarzlarda is çıkaran ilk yönetmen
oldu böylece. (Buradaki Hamlet oyununda metnin tüm tabularını yıkmış, metin
Danimarka yerine Ortadoğu’da geçmiş, oyuncular arap kökenli, neredeyse tek
mekanda oynanıyor, Hamlet siyahi biri tarafından oynanıyor.)
Peter Brook
1968 yılında yayınladığı "boş alan" adlı kitabında kendi tiyatro
anlayışını ölümcül olarak nitelediği olumsuz tiyatro biçimine karşı kutsal
tiyatro ve kaba tiyatrodan sentezlenen ansal tiyatro olarak tanımlamıştır.
Ölümcül tiyatro geleneklerin, tek biçimliliğin, şablonların olduğu sıkıcı
tiyatrodur. Kutsal tiyatro Artoud, grotowski gibi yönetmenlerce geliştirilen ve
amacı görünmezi görünür kıldırmak olan, elit bir biçimdir. Oyuncuları eğitmek
için doğaçlama kullanan Brook' un amacı 'Ölümcül Tiyatro' dan kurtulmaktır.
Doğaçlamalarla çalışan oyuncu, sürekli olarak kendi engelleriyle yüzleşme şansını
elde eder. 'Ölümcül Tiyatro'nun doğrular bulamayan oyuncusu bunun yerine
kendiliğinden yalanlar üretir; doğaçlamalarla çalışan oyuncu bu yalanları ile
de yüzleşir. Yalanı bulan oyuncu kendini daha derin, daha yaratıcı itkilere
açabilir.
Peter brook :
Doğaçlamalara, oyuncunun kendisinde nelerin var olduğunu, kendi kendine
bulgulamasına olanak sağlamak için onu özgür bırakmakla başlanır. Böylece
oyuncu kendi olanaklarını keşfe koyulur. Özetle ikisi de oyuncuya
yoğunlaşmıştır.
Brook,
yönettiği oyunlar üzerinde büyük ölçüde kesme, kısaltma, yer değiştirme ve
sıkıştırma yollarına gider ve oyuncularını durumları ve karakterlerin güçlü
duygularını aktarmaya yönlendirir. Seyirciyi rahatsız ederek onu uyandıramaya
yönelik olan deneysel çalışmalarında, onu derinden sarsmanın yollarını aradı.
Onun tüm bu arayış ve uygulamaları, Brook’un işlevsel tiyatroya ulaşma
çabasında ilk ve önemli adımlardır. Brook, geleneksel tiyatronun sahneleme
kalıplardan arınmış, seyirciyi de içeren bir eylemden, bütüncül(total) bir tiyatroyu
hedeflemektedir. Burada, “sunum” icin yapılan tiyatro değil de “araç” olan bir
tiyatro söz konusudur.
Sonuç olarak
ikisi için ortak öğeleri şu şekilde sıralayabiliriz :
·Sahne seyirci iliksinin ele alınması
·Sözün öneminin azalması
·Sahnenin plastik olanaklarının bir anlatım aracı
olarak değerlendirilmesi
Epik tiyatro
ilkeleri uyarınca gerçekleştirilen oyunculuk yöntemi. Burjuva tiyatrosunun ve
dramatik tiyatronun oyunculuk yöntemleri ile Stanislavski’nin yöntemine karşı
Brecht tarafından öne sürülen Epik Oyunculukun başlıca özellikleri şunlardır:
Oyuncu, dramatik oyunculuk yönteminin tam tersine, rolüyle özdeşleşmemeli,
rolünün üstüne çıkarak, rolünü bir yabancılaştırma etmeni olarak kullanmalı, bu
yolla “tarihselleştirmeyi olanaklı kılmalıdır; oyuncu, duyguları aktarmamalı, oynadığı
kişinin kalıbına girmeden, onun eğilimlerini göstermeli, rolünü yanına alarak,
izleyicinin karsısına belli bir bildiriyle çıkmalıdır. Bu yöntem, Epik Oyunculuk’ta
gestus terimiyle karşılanır; gestus yoluyla, psikolojik, bilinçaltı ve
metafizik olan dışlanmakta, akılsal, bilinçli ve tarihsel olan
verilebilmektedir. Brecht’in Meyerhold’dan ödünç aldığı gestus, “toplum sal
gestus” olarak, oyuncuda tipik toplumsal-tarihsel olanın verilebilmesini sağlar.
Bunun için gerekli olan, oyuncunun önce kendi rolüyle, sonra kendisiyle, daha
sonra da sahneyle ve izleyiciyle kendi arasında bir uzaklık yaratabilmesiydi.
Oyuncunun söz ve hareketleriyle bu uzaklığı, bu yabancılaşmayı sağlayabilmesi
için, geçmiş zaman kipine, üçüncü kişi zamirine ve açıklamalı konuşma gibi üç öğeye
gereksinim vardı. Böylece, izleyici, sahnede tarihselliği yakalayabilecek, onu eleştirip
yargılayabilecek, sürekli bir arayış-buluş sürecine girerek, oyunu yeniden
üretebilecekti.
GROTOWSKY (YOKSUL TİYATRO) KUTSAL OYUNCU
Grotowsky tiyatrosunun en vazgeçilmez öğesi
oyuncudur. Oyuncu asaldır.Kutsal oyunculuk piyasa tiyatrosunun rol yapan,
kendini kullanan, bir çeşit yosmalık eden oyunculuk anlayışından farklıdır.
Grotowsky tiyatrosunun oyuncusu hiçbir yan anlatım aracına başvurmadığı için
kendi ses ve tavır dilini yaratmak zorundadır. Bu dil psikoanalitik bir dildir.
Laboratuar çalışmaları hep bu dil ve bu dilin aracı olan insan gövdesi üzerinde
yoğunlaşmıştır. Oyuncu, gövdesinin sorunlarını çözmek için her parçasından
nasıl bir ses çıkarılabileceğini araştırır. Tıpkı sözcükler kullanarak kendi
dilini yaratan şair gibi, oyuncu da gövdesini ve sesini kullanarak kendi dilini
yaratır. Grotowsky tiyatrosu oyuncunun anlatım aracının tüm olanaklarım
keşfetmek ve onu kullanabilmek için çeşitli teknikler geliştirmiştir. Yıllar
suren alıştırmalarla ic tepkileri dış tepkiye dönüştürme organizmanın ruhsal
surece karşı direnişini ortadan kaldırma çalışmaları yapılır. Grotovsky hu
yoğun ve ısrarlı çalışmaya, bir şeyi yapmak değil, yapmamaktan kaçınmak olarak
ifade etmiştir. Oyuncu ic sureci görünene dönüştürmek için oyunculuk becerisini
geliştirirken kendini bu caba içinde yitirir. Grotovsky oyuncu eğitiminin yöntemini,
fiziksel alıştırmalar, plastik alıştırmalar, yüz maskesi alıştırmaları, ses
tekniği, konuşma gibi bölümlemeler içinde açıklamıştır.. Önemli olan seyircinin
ne beklediği, ne anladığıdır. Bunun için günümüzün tiyatrosu, seyirci ile
doğrudan ilişki kurabilen dolaysız tiyatrodur.
BRECHT / EPİK
SAHNE DÜZENI
Epik tiyatro
ilkeleri uyarınca gerçekleştirilen sahneleme yöntemi ve tekniği. Burjuva
tiyatrosunun, yanılsamacı tiyatronun sahne düzenine karşıt, Brecht tarafından geliştirilen
Epik Sahne Düzeni anlayışının temel niteliği, metafizik ve idealist bir yoruma
yol açmayacak biçimde, gerek (natüralist tiyatronun) kaba maddeci sahne düzeni anlayışına,
gerekse simgeci tiyatronun tinselci sahne düzeni anlayışına karsı, işlevsel bir
üslupla ortaya çıkmasıdır. Bu işlevsel üsluplaştırma, tümel bir yabancılaştırma
uygulaması olarak, sahnede tarihsel olanın yaratılmasına araçlık eder; amaç,
oyun ile izleyici arasında bir uzaklık yaratılarak, izleyicinin tarihsel olanı kavrayıp
eleştirmesini ve yargılamasını sağlamaktır. Bunun için, sahne düzeninin alabildiğine
yalın, açık ve işlevsel olmasına çalışılır. Sahne ta sarimi, izleyiciyi
uyarabilmeli, oyuncunun oyununu dıştan görebilmesini sağlamalı, işlevsiz dekor
olmaktan çıkmalıdır. Işıklama, yalnızca aydınlatma ve renklendirme için kullanılmalı,
yanılsama ve duygulanıma hiçbir zaman yol açmamalıdır. Bu “soğutulmuş” sahne
düzeninin baslıca öğelerinden biri de görüntü düşürme perdesidir. Öte yandan, donatımlık
da işlevsel olmalı, gördükleri is dolayısıyla gösterilmeli; yabancılaştırma öğesi
olmalıdır. Her türlü yanılsamadan arıtılmış Epik Sahne gereklidir. Düzeni’nde önemli olan, tüm sahne öğe
ve tekniklerinin bütünlük içinde tümel etkiyi yaratabilmesidir. Epik Sahne
Düzeni’nin baslıca adları, B. Brecht, E. Engel, C. Neher, K. Appen, H.
Wekwerth, B. Besson, P. Palitzsch, E. Monk, J. Tenschert, H. Karge, W.
Langhoff, F. Maquardt’tir.
GROTOWSKY
(YOKSUL TİYATRO) SAHNE DÜZENİ
Yoksul
tiyatroda özel tiyatro ışıklandırılmasına başvurulmaz. Yalnızca oyun yeri
parlak bir bicimde aydınlatılır. Böylece bir yaşam sureci olan tiyatro bol
ışığa boğulmuş olur. Bu tiyatroda dekor, kotsum, makyaj da kullanılmaz.
Oyuncunun, yapma kaşa, göze, buruna ihtiyacı yoktur. O kendi gövdesini, kendi yüz
kaslarını kullanır. Bunları ifadeli bir bicimde kullanmak oyuncunun hüneridir.
Oyun yerinde dekor ve eşya yoktur. Oyuncu oyun hüneri ile çıplak zemini denize,
masayı rahleye, bir demir parçasını canlı oyuncuya dönüştürür. Koştum kendi
başına bir değer taşımaz, karaktere ilişkin olarak vardır. Canlı müzik ya da
plaktan müzik kullanılmaz. Müzik olarak insan sesleri ve birbirine vurulan
nesnelerin çıkardığı seslerden yararlanılır. Yoksul tiyatro asal olmayan her
şeyden andırılmıştır. Yalnızca kendi belkemiği üzerinde durur. Tiyatronun
belkemiği ise oyuncudur.
Grotowsy der
ki oyuncunun sanatının ve tekniğinin son ereği sozu edilen bütünleşmeyi gerçekleştirmek
olmalıdır. Bütünleşme, insanın rollerinden sıyrılıp gerçek özüne kavuşması
demektir. Ussal ve fiziksel tepkilerin bir bütüne kavuşturulması demektir. Bütüncül
eylem, insanı özünden ayıran engellerin yıkılmasını ve insan davranışlarının
diyalektiğinin görülmesini sağlayan eylemdir. Grotowsky tiyatrosunda seyirciye
bir şok geçirtilerek kendi derinliklerine dalması sağlanır. İnsanı kendi özünden
ayıran engeller ortadan kaldırılır. İnsanın kendi karanlığı saydamlaştırılır.
BRECHT / EPİK
SAHNELEME ANLAYIŞI
Brecht
tiyatrosu olarak epik tiyatro, klasik tiyatronun her yönden karşıtı olarak gelişmiştir.
Oyunun sergilenişinden, oyuncularin rollerini oynayışına, sahne düzenine,
dekoruna kadar karşıt niteliktedir.
Doğal olarak,
Brecht tiyatrosu, oyunun sahneye konulusunda da klasik tiyatrodan ayrılır.
Brecht tiyatrosunun sahneye koyma anlayışı şu baslıklar altında toplanabilir:
—
Gerçekçi ayrıntılar ile "şematize edilmis" tarih arasındaki yabancılaşma
uzaklaşma;
—
Dekor ile oyuncu arasındaki yabancılaşma, uzak-durma;
—
İzleyici ile gösteri arasında uzaklaşma: orkestra çukurunun dolması, yok
edilmesi;
—
Pankartlarla eylemin daha önceden gösterilmesi, şaşırtmacanın bırakılması;
—
Yerin ve tarihsel zamanın belirtilmesi;
—
Platonun görünür ışıklarla aydınlatılması;
—
Dekorların esinlemeye değil, göstermeye dayanması;
—
İnsan ile dünya bağlantısını somutlayan, nesnelleyen nesnelerin çokluğu, bolluğu;
Grotowsky der
ki oyuncunun sanatının ve tekniğinin son ereği sözü edilen bütünleşmeyi gerçekleştirmek
olmalıdır. Bütünleşme, insanın rollerinden sıyrılıp gerçek özüne kavuşması
demektir. Ussal ve fiziksel tepkilerin bir bütüne kavuşturulması demektir. Bütüncül
eylem, insanı özünden ayıran engellerin yıkılmasını ve insan davranışlarının diyalektiğinin
görülmesini sağlayan eylemdir.
Grotowsky
tiyatrosunda seyirciye bir şok geçirtilerek kendi derinliklerine dalması
sağlanır. İnsanı kendi özünden ayıran engeller ortadan kaldırılır. İnsanın
kendi karanlığı saydamlaştırılır. Bu süreç içinde insan,kökenindeki diyalektik
karşıtlığı tanır. Oyuncunun bütünleştirme eylemi, ona varlığının
derinliklerinde yatan gizli isteklerle, sonradan edinilen yapay eğilimlerin çatışmasını
gösterecek, kendi öz varlığı ile yaşamın zorla kabul ettirdiği kalıpların
karşıtlığını tanıtacaktır. Kişinin kendi ile yüzleşmesi surecinde, kökendeki
karşıtlık, aşkla nefret, inançla inkar uzlaştırılmış olacaktır.
BRECHT / EPİK
METİN VE DRAMATİK ÖĞELER
Epik tiyatro
, olayları birbirine baştan sona gerilim yaratacak biçimde ilmeklenmemiş , episodlardan
kurulu , genel olarak anlatılan bir öyküyü temel alan ama ayrıntılarda dramatik
ve trajik olan bir türdür.Epik oyuna genel bakışta , dramatik olabileceği
anlaşılmaz ama her episodun kendi içinde bir bütün oluşturduğu ve oyunun
öyküsünün mantık çerçevesi içerisinde geliştiği de bir gerçektir.
Epik bir
oyunda dramatik öğeleri kullanmaktaki amaç ; tabi ki seyirciyi büyülemek , ona
sahnede gerçekleşen olayı oyuncuyla birlikte yaşatmak değildir.Bunu yapmaktaki
amaç şöyledir: Klasik dram anlayışını benimsemiş seyirciye sunulan epik bir
oyunda öncelik-li tehlike ; seyircinin ilgisinin dağılması ve oyundan
kopmamıştır. Bunun nedeni de epik kuramın amaçlarından biri olan öğreticiliğin
bazen fazla vurgulanmasıdır. Brecht , insanların içgüdüsel olarak öğrenmekten
hoşlandıklarını söyler. Epik tiyatro bu yüzden, seyircide gerçekleri
öğrenmekten gelen bir hoşlanma duygusu yaratmaya çalışır. Ama burada dikkat
edilmesi gereken , öğreticiliğin başa kakma tavrıyla olmaması gerekliliğidir.
İşte burada da Brecht'in denemeye ve uygulamaya açık olduğu dramatik öğeler
devreye girer.Amaç; öğreticiliğin etkisinin biraz da olsa yumuşatılmasıdır.Epik
tiyatronun belirli yöntemleri olmakla birlikte, boş donmuş bir kalıp olmadığı ,
topluma göre uygulamada değişiklikler yapılabileceği bu şekilde
kanıtlanabilir.Yani izleyiciye bir şeyler öğretebilmek , bir yargıya varmasını
sağlamak için oyunun izlenebilirliğini
GROTOWSKİ
SAHNE METNİ
Prodüksiyonlarında kaynak tiyatro
döneminin habercisi olan arketip ve ritüeller üzerinde yoğunlaşan Grotowski,
oyuncu eğitimi, mizansen ve metinsel montaj üzerinde büyük bir yetkinliğe sahiptir.
Grotowski en uzun süren dönemi olan Prodüksiyon Tiyatrosu döneminde,
Stanislavski’nin “benlik çalışması” (work on self), Meyerhold’un bio mekaniği,
Fransız ve Polonya mimi, yoga, tai chi chuan ve özgün hareket çalışmalarının
bir sentezine gitmiş ve Asya, Hindistan ve Çin seyahatlerindeki çalışmalarından
derlenen ses teknikleri üzerinde durmuştur. Uzama çevresel bir tiyatro
yaklaşımıyla bakmış, izleyici ve oyuncu arasında yakın bir temas sağlamıştır.
Farklı edebi ya da dramatik metinlerden montajlar yapmış, bütün bir yapı içinde
anlam kazanabilen belirli temaları ortaya çıkartmış ve bunun etkili olabilmesi
için son derece iyi eğitimli oyuncular kullanmıştır. “Oyun” ise metinsel bir
malzemenin oynanmasından çok, bütün biçemleri kapsayan gösterimsel itkilerdi..
Öte yandan, araç olarak sanatta, izleyicinin yeri yoktur, montajı yapan,
şarkılar ve gösterim tekniklerinden etkilenen sanatçının kendisidir .Sonuçta
ortaya çıkan, başlangıcı, gelişmesi ve sonucuyla tekrar edilebilir,
yapılandırılmış hareket dizgeleridir. Ancak bu hareket dizgeleri montajın
devreye girmesiyle pek çok farklı gelişimi ve alternatifi de içermektedir. Bu
çalışma içinde şarkı ve müziğin ağırlığı, en az hareket dizgeleri ve metin
kadar önem kazanmaktadır.
BRECHT / EPİK
METİN VE DRAMATİK ÖĞELER (devamı)
artırmaya yönelik her türlü dramatik
öğe kullanılabilir. Amaçlanan durum için sadece dramatik öğelerin kullanımı
değil ; her şeyin yapılabileceğini "Berliner Ensemble " tiyatrosunda
"Galileo" yu oynayan Laughton'un şu önerisi örnekler:"
"Galileo" Beverly Hills'deki küçük bir tiyatroda sergilendi.
Laughton'un endişesi havanın sıcak olmasıydı."İzleyicinin düşüne-bilmesi
için " tiyatro duvarlarının arkasına buz dolu kamyonların park etmesi ve
vantilatörlerin çalıştırılmasını önerdi."
Dramatik
öğelerin kullanımını anlayabilmek için ; bunları , bir oyunu oluşturan alt
birimlerde yani , oyunculuk , dekor , kostüm , ışık -ses- müzik ve makyajda ,
oynanmış oyunlardan verilen örneklerle açıklamak gerekir.
Jan Valjean, ailesini doyurmak için çaldığı bir somun ekmek yüzünden beş
yıl kürek cezasına çarptırılmış, sık sık hapisten kaçtığı için de
katlanan cezaları yüzünden on dokuz sene yattıktan sonra hapisten kurtulmuştur.
Perme perişan bir halde bir halde kasabanın piskoposu onun haline acımış ve onu
evine almıştır. Ama J. Veljan evdeki gümüş takımları çalıp kaçmış ama Piskopos,
ondan şikâyetçi olmayarak onları hediye ettiğini söylemiştir. Bu olay, Jean
Valjean için bir dönüm noktası olmuş, mahkûmluk belgesini saklayarak ve
gerçek kimliğini gizleyerek, dürüst, ahlaklı, iyi yürekli Madeleine adlı bir iş
adamı olmuştur.
Kısa zamanda zengin olan J. Veljan ( Madeleine ) belediye
başkanı dahi seçilir. Aslında temiz kalpli bir fahişe olan Fatin adındaki bir
kadını polis şefi Javert’in elinden kurtarmıştır. Fakat bu olay üzerine Polis
Şefi Javert, aniden ortaya çıkan, aniden zengin olan ve belediye başkanı
seçilen bu adamın geçmişini merak ederek araştırmaya başlar.
Her şey J. Veljaniçin son derece iyi iken Jean Valjean yeniden çok
sarsılmıştır. Çünkü Jean Valjean diye başka birisinin yakalanmış, kendi yerine
suçsuz birinin küreğe mahkûm edildiğini duyan J. Veljan çok büyük bir
vicdan azabına kapılmıştır.
Oysa hadise sadece bir isim benzerliğinden ibarettir ve bir başkası
Jan Valjean’ın yerine tutuklanmıştır. Polis Şefi, aslında Jan
Valjan olduğunu anlamış ve Jan Vanjan’ı ihbar etmiştir. Jan Valjan adında
birinin hapiste bulunduğu mahkemece tespit edilmiş ancak ne var ki Valjean’ın
ahlakı, kendi yerine bir başkasının hapsedilmesine izin vermemiştir. Hapiste
bir gece kaldıktan sonra kaçarak bir limandan denize atlar. Yine kaçmayı
başaran Valjean, teslim olmadan önce sakladığı paralarını da alarak Fantiana’dan
olan kızı Cosette’i bulup yanına alır. Javert, yine onun peşindedir ama J.
Veljan kendi halinde sakin bir hayat yaşamaktadır.
Cosette büyümüş ve genç bir kız olmuş üstelik babası Napolyon ordusunda
subaylık yapmış bir delikanlı olan Marius ’a âşık olmuştur. Marius, 1832’de
isyan eden sosyalistlerin safında olan idealist bir devrimcidir. Bir gün,Cosette
‘yi görmüş ve ona ilk görüşte âşık olmuştur.Cosette ile Marius,
arasındaki ilişkiyi fark eden Jan Valjan da bundan çok hoşnut olmamış ve
evlerinden ayrılıp başka bir yere taşınmışlardır. Fakat İnatçı Marius
araya araya yine onları bulmuştur. Bunun üzerine J. Valjan bu gencin ciddi
olduğuna karar verir.
İhtilal başlamış, Krala karşı ayaklananların arasına Marıüs de
katılmıştır. Olaylar arasında Müfettiş Javer devrimcilerin tutsağı olmuş
ve Javer’i idam edeceklerdir. Jean Valen bu işi üstenmiş Javert’in kaçmasına
göz yummuştur.
Marius ağır yaralanmış ve Valjean onu kurtarmıştır. Ancak Müfettiş
Javer ikisini de yakalar. Müfettiş Javer kendisini devrimcilerin elinden
kurtaran Jan Valjan ve Maryüs’ü serbest bırakır. Jean Valjean teslim
olmak için geri döner, ancak Javert’i bulamaz. Minnet altında da kalan Javert,
görevini de yapamadığı ive inandığı tüm değerleri de yıkıldığı için Seine
nehrine atarak intihar eder.
Cosette’in bu genci sevdiğini anlayan Valjean, onun eski bir kürek
mahkûmunun kızı olarak bilinmesini istemediğinden ortalıktan kabolmaya karar
verir. Marius, hayatını kurtaran kişinin Valjean olduğunu öğrenmiştir. İki
genç, son anlarını yaşayan Valjean’a koşarlar. Çok yaşlanmış olan Jean Valjean
ölür; başucunda piskoposun kendisine hediye ettiği şamdanlar yanmaktadır.
ŞARKILAR
1.LookDown – Jean Valjean, Javert,
Koro
2.TheBishop
– Jean Valjean, Piskopos
3.Valjean'sSoliloquy
- Jean Valjean
4.At
TheEnd Of TheDay – Koro
5.I
Dreamed A Dream – Fantine
6.TheConfrontation
– Javert, Jean Valjean
7.Castle
On A Cloud – Cosette
8.Master
Of The House – Koro
9.Suddenly
– Jean Valjean
10.Stars – Javert
11.RedAnd Black – Koro
12.In My Life / A Heart Full Of Love
– Cosette, Marius
Müzikal, Montague ve Capulet aileleri arasında yaşanan kargaşa ile başlar. Verona Prensi Escalus,eğer kavgalar devam etmemesini, aksi takdirde sonuçlarının ağır olacağını dile getirir.
Bu kargaşanın yanında, Juliet’in babası, kızıyla evlenmek isteyen Paris’e son kararın kızına ait olacağını söyler. Bir şölen düzenlemek ister ve bu şölende kızıyla biraz vakit geçirmesini ister. Düzenlenen şölende karşılaşan Romeo ve Juliet, birbirlerine aşık olurlar. Bu aşkın imkansız olması, hem Romeo’yu hem Juliet’i üzse de birbirlerini unutamazlar ve Romeo bir kez daha görebilme ümidiyle Juliet’in evinin yakınlarına gelir. O anda da Romeo’yu aklından çıkaramayan Juliet odasının balkonuna çıkınca karşılaşırlar ve Romeo aşkını itiraf ederek Juliet ile evlenmek istediğini söyler. Juliet de bu teklifi kabul eder ancak ailelerin arasındaki düşmanlıktan ötürü bunu gizlice yapmaya karar verirler.Romeo, kendilerini evlendirmesi için Rahip Lawrence’den yardım ister. Dadı’nın da yardımıyla Romeo ve Juliet evlenirler.
Tybalt ise bu gizli aşkı öğrenmiştir ve Romeo’yu aramaktadır. Bu esnada Mercutio ve Benvolio ile karşılaşır. İkisiyle konuşurken Romeo ortaya çıkar. Tybalt ile Mercutio konuşmalardan sonra düelloya başlar. Romeo kimsenin ölmesini istememektedir bu yüzden araya girer ve Mercutio’yu tutarken kendisini savunamayan arkadaşı Tybalt tarafından öldürülür. Bunun üzerine Romeo kendini kaybeder Juliet’i unutarak Tybalt’ı öldürür. Verona Prensi bu ölümün sonucunda kendisini sürgünle cezalandırır.
Lord Capulet, Juliet’in Paris ile evleneceğini söyler. Juliet bu evliliği istemediğini söylese de artık nafiledir. Çözüm olarak kendisine yardım etmesi için Rahip Lawrence’e gider ve Lawrence ise Juliet’e bitkilerden bir ilaç yapar. Bunu içtiğinde nabzı duracak ve herkes öldüğünü düşünecektir. Rahip Lawrence’ın hazırladığı zehri içer ve herkes tarafından öldüğü düşünülür.
Juliet’in bu zehri içeceğinden Romeo’nun haberi yoktur. Rahip Lawrence, sürgünde olan Romeo’ya planlarıyla ilgili bir mektup yazar. Ancak bu mektup Romeo’ya ulaşmaz ve kuzeni Benvolio tarafından Juliet’in öldüğünü öğrenir. Kilise mezarlığının içine girince Juliet’i gören Romeo, sadece uyuduğundan haberi olmadığından yanında getirdiği zehri içerek ölür. Hemen ardından Juliet uyanır ve Romeo’nun öldüğünü görünce kalbine bıçak saplayarak intihar eder. Capulet ve Montague ailesi birlikte mezara gelince çocuklarının ölüleriyle karşılaşırlar.
Yaşanılan bunca felaketten sonra pişmanlıklarını dile getirirler ve barışırlar.
Şarkılar
1. Prens Escalus, Koro - Vérone (Müzikalin ilk şarkısıdır. Verona şehrinin yaşam dinamiğini ve özelliklerini betimleyerek anlatan bu şarkı, Prens Escalus ve koro eşliğinde söylenmektedir.)
2. Lady Montegue, Lady Capulet, Koro - La Haine ( Aşkın yanında, çoğunlukla nefret duygusunun, birey ve toplum üzerindeki etkilerini gördüğümüz bu müzikalde, birazdan yaşanılacak olan olayların nefret duygusundan kaynaklı olacağını anlarız. Oyunun söylemi açısından önemli bir yer edinmiş bu şarkıyı Lady Montegue ve Lady Capulet söylemektedir. Koro daha sonra dahil olur.)
3. Romeo, Juliet – Un Jour ( Romeo ve Juliet’in, birbirlerinden habersizken söyledikleri bu şarkı, onların büyük bir aşk yaşamaya dair beklentilerini konu alır.)
4. Kont Paris, Lord Capulet – Le Demande En Mariage ( Kont Paris’in Juliet ile evlenmek istemesini onaylamayan Lord Capulet, bu evliliğin zamanından önce olacağını söyler.)
5. Lady Capulet, Dadı – Tu Dois Te Marier ( Juliet’e, hayat gerçekleri üzerine öğüt vermek için harekete geçen Lady Capulet ile Dadı’nın söylediği bu şarkı, hayatın kısalığını, evliliği ve erkeklerin yapısını konu alır.)
6. Romeo, Mercutio, Benvolio – Les Rois Du Monde ( Yine Gerard Presgurvic tarafından bestelenen bu şarkı, Romeo’nun kuzenleri ve arkadaşlarının iç dünyasını, hayattan beklentilerini ve hayata olan sevgilerini konu alır.)
7. Romeo – Jai Peur ( Yalnız başına kaldığında söylediği bu şarkıda Romeo, mutluluğun kırılgan olduğunu , ebeveynlerin yalanlarını ve korkularını dile getirmektedir.)
8. Romeo, Juliet – L’amour Heureux ( Lord Capulet tarafından düzenlenmiş şölende karşılaşan Romeo ve Juliet’in söylediği bu şarkı, mutlu aşkı bulmalarını konu alır.)
9. Lord Capulet’in yeğeni Tybalt – C’est Pas Ma Faute ( Şölende Romeo’nun bulunmasından hoşnutsuz Tybalt bu şarkıda, nefret ve hor görmenin oğlu olmasından ama bunun kendi suçu olmamasından bahseder.)
10. Juliet, Şair – Le Poéte ( Bulunduğu balkondan şairi duyan Juliet, evreni umursamadığından, Romeo’ya olan aşkından bahseder şaire bu şarkıda.)
11. Romeo ve Juliet – Le Balcon ( Balkonda yalnız başına duran Juliet, bahçesine gizlice giren Romeo’yu görür. Birbirlerine söyledikleri bu şarkı, tüm güzel duyguların yanında, ailelerine duydukları öfkeyi de barındırır. Geçmişi değiştiremeyeceklerinden bahsederler. Her şeye rağmen geleceklerini inşa etmek isterler.)
12. Romeo, Rahip Lawrence – Par Amour ( Romeo, Rahip Lawrence’a bu şarkıyla Juliet ile evlenmek istediğini, aşk için acı çektiğini, ölmeye hazır olduğunu söyler.)
13. Dadı, Mercutio, Benvolio ve Koro – Les Beaux, Les Laids (Romeo ile konuşmak üzere yola çıkan Dadı, Romeo’nun kuzeni ve arkadaşıyla karşılaşır. Müzikalde en keyifli sahneler arasında yer alan bu sahne için, Dadı’nın gençleri alt ettiğini söyleyebiliriz.)
14. Dadı – Et Voila Qu’elle Aime ( Romeo ile görüştükten sonra yalnız kalan Dadı bu şarkıda, Juliet için sarf ettiği emeklerinden, ona olan sevgi ve bağlılığından bahseder. Bunların yanında, Juliet’in artık büyümüş ve birini sevmiş olması onu fazlasıyla duygulandırmıştır.)
15. Romeo, Juliet, Koro – Aimer ( Rahip Lawrence, Romeo ve Juliet’in evlenme arzusunu yerine getirmiştir. Şarkıda en önemli şeyin “sevmek” olduğunu vurgulanır. Oyunun sonunda koro olarak söylenen bu şarkı, tıpkı “La Haine” şarkısı kadar önemlidir.)
16. Romeo, Benvolio, Mercio – On Dit Dans La Rue (Romeo’nun kuzeni ve arkadaşı diğer herkes gibi bu gizli aşkı öğrenir. Romeo’ya bu aşkı onaylamadıklarını ağır bir şekilde ifade ederler. Romeo ise, bu aşk karşısında, hiçbir şeyin öneminin kalmadığını söyler.)
17. Tybalt – C’est Le Jour (Her daim Montegue’lere karşı nefret barındırdan Tybalt’da bu gizli aşkı öğrenmiştir. Bunu Romeo’ya ödeteceğini söyler.)
18. Romeo, Tybalt, Mercutio – Le Duel (Bu şarkıda, Tybalt ile Mercutio’nun nefret dolu düşüncelerine şahit oluruz. Düello başlamıştır artık. Romeo ise ayırmaya çalışmakta ve onlar gibi düşünmemektedir.)
19. Romeo, Mercutio – La Mort De Mercutio ( Düello’yu kaybedip ölümcül bir darbe alan Mercutio, bu şarkıda Romeo’ya veda etmektedir. Romeo ise arkadaşının intikamını almak için Tybalt’ı öldürür.)
20. Prens, Capulet’ler, Montegue’ler – La Vengeance ( Bu şarkıda ise, iki ailenin hala hesaplaşıyor oluşunu, Prens’in ise bu hesaplaşmaya son verdiğini görürüz. )
21. Dadı, Rahip Lawrence – Duo Du Desespoir (Yaşanılan ölümlerden, kendinden fazla emin olan erkeklerden yakınıp isyan eden Dadı ve Rahip Lawrence’ın düetidir.)
22. Romeo, Juliet – Chant De L’oluette ( Romeo artık sürgün edilmiştir. Gitmeden önce Juliet’İn yanına gider son kez. Birbirlerine söyledikleri bu şarkı, bir veda şarkısıdır.)
23. Juliet, Lady Capulet, Dadı – Demain (Evlilik yaşantısından, kendi deneyimlerinden, erkeklerden bahseden Lady Capulet, Juliet’e evlenmesi gerektiğini söyler. Juliet bu evliliği hiç istemezken, dadısı annesini dinlemesi gerektiğini vurgular. )
24. Lord Capulet – Avoir Une Fille ( Yalnız kalan Lord Capulet, kız babası olmanın zorluğundan yakınırken, erkeklere olan güvensizliğinden bahseder bu şarkıda. Müzikal oyun metniyle olay örgüsü bakımından aynı olsa da, söylenen şarkılar, oyun metninde yer almamaktadır. Karakterlerin kendi dünyalarını, düşüncelerini, beklentilerini, korkularını görmekteyiz bu şarkılar sayesinde. Kısacası, yeniden yazılan bu şarkılar derinlik kazandırmıştır her karaktere.)
25. Romeo, Juliet – Sans Elle ( Simultan oynanan bu sahnede, Juliet’in Rahip Lawrence’a içini döktüğünü onsuz yaşayamadığını söyler. Sürgünde gördüğümüz Romeo ise Juliet ile aynı duyguları paylaşmaktadır.)
26. Juliet – Le Poison ( Evlenmek istemediği için çaresiz kalan Juliet, Rahip Lawrence’nın kendisine verdiği zehiri içer. Bu zehir onu bir süre uyutacak rengini soluklaştıracak kısacası ölü sanılmasını sağlayacaktır.)
27. Benvolio – Comment Lui Dire ( Juliet’in ölüm haberi herkes tarafından bilinmektedir. Romeo’nun kuzeni Benvolio’da bu ölümü öğrenmiş ve bunu Romeo’ya söylemenin zorluğundan yakınmaktadır. Bu esnada ise Romeo gelir.)
28. Romeo – La Mort De Romeo ( Kilise mezarlığında geçen bu sahnede Romeo, Juliet’in başında ona olan aşkından ve artık onsuz yaşayamayacağından bahseder ve ölür.)
29. Juilet – La Mort De Juliet ( Romeo’yu görünce oldukça sevinen Juliet, bir süre sonra Romeo’nun artık yaşamadığını anlar. Buna dayanamayacağı için kendini öldürür.)
30. Rahip Lawrence – J’sais Plus ( Gördükleri karşısında tanrıya olan inancını yitiren Rahip Lawrence, kaybolduğunu söyler. Artık her şeye isyan etmektedir.)
31. Koro – Coupables (Oyunun final şarkısında artık herkes suçunu kabul etmiştir. Geriye sadece üzüntü kalmıştır.)
William Shakespeare’in Ölümsüz Eseri
Romeo ve Juliet’in Modern Çağ Uyarlaması: West Side Story (Batı Yakası
Hikayesi)
Broadway müzikalleri içerisinde çığır
açmayı başarmış bir müzikal olan West Side Story (Batı Yakasının Hikayesi), hem
film hem de sahneye uyarlanmış bir müzikal olarak izleyicinin karşısına
çıkmaktadır. William Shakespeare’ nin ölümsüz eseri Romeo ve Juliet’ in
uyarlaması denebilecek, hatta modern çağın aşk, tutku, dram unsurlarının
geçmişte insan üzerinde nasıl bir etki bırakmışsa günümüzde de hala aynı
duygular içerisinde var olduğunun göstergesi olduğu söylenebilir.
Hem bir film hem de müzikal olarak
sahnelenen eser, Arthur Laurents’ in kitabından uyarlanarak beyaz perdeden önce
1957 yılında müzikal gösterimi ile seyircisiyle buluşmuştur. Film ise 1961
yılında gösterime girerek 10 dalda akademi ödülüne layık görülmüştür. Bir
üstmetin örneği olarak Romeo ve Julliet oyunu yeni çağın uyarlaması biçiminde
bir müzikal film olarak seyircinin karşısına çıkmaktadır. Bu bağlamda
anlatılmak istenen, Romeo ve Juliet oyunu başka bir çağa farklı karakterler ve
benzer yaşanmışlıklarla uyarlansa da film ya da oyun içerisinde gerçekleşen
olaylar ve sonuçları bakımından hala ayakta durabilen bir eser olduğunun
göstergesi olduğu söylenebilir.
Hem sinema hem de müzikal olarak seyirciye sunulan Batı
Yakasının Hikayesi’ nin dönemin gençliğini popüler kültürle birlikte büyük
ölçüde etkisi altına aldığı söylenebilir. Gerek filmde ve müzikalde giyim
tarzı, gerekse aslında gerçek hayatta her gencin yaşamış ya da hissetmiş olduğu
duyguların ortak oluşu sebebiyle dönem gençliğinin ruhunu taşıdığı
düşünülebilir.
Dönemin asi gençliğinin mahallelerde
ıslıklı parolalarla arkadaşları sokağa çağırması, deri ceket, aksesuar olarak
kullanılan sustalı, motosiklet ve mahallelerin ateşli gençlik grupları Batı
Yakasının Hikayesi’ nin rüzgarının etkisidir.
Müzikal olarak Broadway’ de
sahnelendiği ilk yılında 732 performansla 6 dalda Tony Ödülüne layık görülen
müzikal, ABD’ nin farklı eyaletlerinde turneler gerçekleştirmiş sonrasında
Avrupa’ da İngiltere turnesi 3 yıl süren 1039 performansla hayranlarıyla
buluşmuştur. 1980 ve 2009 yıllarında tekrar Broadway’de sahnelenen müzikal,
2009 yılında 748 performansla 1 milyondan fazla bilet satarak rekora imza atmıştır.
Kenar mahalle gençleri arasındaki
rekabeti konu alan Batı Yakası Hikayesi müzikali aynı zamanda bir aşk
hikayesini konu almaktadır. Tıpkı Romeo ve Juliet oyunundaki iki aile arasında
geçen amansız düşmanlık gibi, iki çete arasındaki rekabet, çekişme ve
mücadeleyi konu alan müzikal içerisinde doğuştan Amerikalı jettler ve Porto
Ricolu köpekbalıkları adlı iki grup arasında kalan Tony ve Maria’ nın aşk
hikayesi anlatılmaktadır.
Hikâyenin seyirci
tarafından bu denli ilgi çekmesi ve geniş kitlelerce beğeni almasının
sebeplerinden biri William Shakespeare’nin Romeo ve Juliet’i gibi karşıt
gruplardan iki aşığın, her döneme uyan imkânsız aşk hikayesinin yaşandığı
dönemin şartlarına uygun bir üslupla anlatılmış olmasıdır. Müzikalin tıpkı Rome
ve Juliet oyunu gibi mutlu bir sonla bitmemesi, toplumun imkansızlıklar
içerisinde sevmek, umut etmek ve karşılığında bir başına kalmak pahasına insan
olmanın doğası gereği, ayakta durabilmeyi bir ödev olarak görmesi nedeniyle
beğeni topladığı düşünülebilir. Elbette Batı Yakasının Hikayesi, bir müzikal
olma özelliğinden ötürü ışık, kostüm, koreografi, dekor ve en önemlisi müzik
unsurlarıyla seyircisini yakalamayı başarmış bir yapıttır.
Popüler müzikallerin içinde dönüm
noktalarından biri olan Batı Yakası Hikayesi, piyanist, orkestra ve vokal eser
bestecisi ve aynı zamanda eğitmen-yazar olan, Leonard Bernstein tarafından
bestelenmiştir. Sanatçı, Caz müziğinin, farklı müzik şekilleriyle
birleştirilmeleri gibi, Leornard Bernstein da caz ve müzikal tiyatro nun
birleştirilmesi ile ilgilenmiştir. Batı Yakası Hikayesi, bu birleşmenin
sonucunda ortaya çıkmış bir sahne eseridir.
MacTheatreMFFA kanalı tarafından 29
Nisan 2018 yılında www.youtube.com’da yayınlanan West Side Story (Batı
Yakasının Hikayesi) müzikali incelemesinde, müzikalin tam video kaydına (süre
2:04:56) ulaşılmıştır. Dekor bir sokağı anımsatacak biçimde tel örgüler, bu tel
örgülerden sokağa inen gençler ve sahne ortasında yer alan bir takım merdiven,
sokak lambaları ve balkonları temsil eden unsurlardan oluşmaktadır. Müzikle
birlikte tel örgü otomatik bir sistemle yukarı çekilirken gençler dönemi
yansıtan dans figürleri sergilemektedir. Işık geceyi temsilen mavi
kullanılmıştır. Sahnede oyuncular tarafından sergilenen her figür iki grubun
atışmasını temsil ederken, duyguların sertliğini ya da henüz bir diyalog
olmaksızın söylenmesi ya da yapılması gereken ifadenin jest ve mimiklerle
güçlendirildiği görülmektedir. Kavga sahneleri yine dans ve müziğin gücüyle
seyirciye yansıtılmaya özen gösterilmiştir. Temsil boyunca dekorun da işlevsel
bir biçimde kullanıldığı görülmektedir. Maria’nın sahneye girdiği esnada
dekorun ön bölümü kapalı bir mekânı yansıtacak biçimde düzenlenmiş, diyaloglar
eşliğinde bir baloya hazırlanıldığı görülmektedir. Devamında her iki grubun da
katıldığı ve baloya uygun kostümlerin seçildiği, aynı zamanda dansların da
kostümlere olan uyumunun dönemi iyi bir biçimde yansıttığıyla alakalı olduğu
söylenebilir. Tıpkı Romeo ve Juliet’teki gibi Tony ve Maria’ nın bir baloda
karşılaşıp dans etmesi ve birbirlerine âşık olması yine Shakespeare’ nin
ölümsüz eserinin yansıması olduğu görülmektedir. Işıklarla desteklenen gece
unsuru devam ederken geçmişin günümüze yansıması balkon sahnesi ve Tony’ nin
Maria’ya ilan-ı aşkı sahnelenmiştir. Tony’nin balkona tırmanışı, iki aşığın
balkonda düet halinde seslendirdiği şarkı ve eş zamanlı olarak arka fonda
yıldızları andıran led perdesinin aydınlanışı gecenin karanlığında ışıldayan
yıldızlarla seyircide bırakılmak istenen aşk unsurunu güçlendirdiği
söylenebilir. Sahne arkasında yer alan perde geceyi, gündüzü ya da şehir
görüntüsünü temsil edecek biçimde sahneye göre değişmektedir. Kostüm tasarımı
dönemin gençliğini anlatan, kimi zaman sokak serserisi kılığında, kimi zaman
bir baloda bir centilmen gibi dönemine ve bulunulan ortama uygun düzeydedir.
Müzikalin sahne geçişleri, dekor değişimi göz önünde
bulundurularak, fade-out biçiminde ışığın karartılmasıyla gerçekleştirilmiştir.
Her farklı sahnede dekor, rahat taşınabilmesi açısından tekerlekli olarak
tasarlanmıştır.
1.Prolog
· West End Metropolitan Orchestra
2.America
· George Chakiris, Betty Wand
3.Tek
El, Tek Kalp · Marni Nixon, Jim Bryant ve Marni Nix.
4.Somewhere - Marni Nixon, Jim Bryant ve Marni
Nix
Rol oyunları ve alıştırmalarının temel koşullarını maddeler halinde yazınız.
Bunların içerisinden zaman-mekan ve oyuncuyu açımlayarak yazınız
Rol
oyunları ve alıştırmalarının üç temel koşulu bulunmaktadır. Yine bu koşullar
kendi içerisinde gruplandırılabilir.
1.Zaman:
Doğaçlamaya dayanan her rol oyunu belirlenmiş bir zamanda geçer ve zamanın
etkisi altındadır.
2.Mekan:
Rol oyunları mutlaka belir li bir mekânda oluşur, mekâna bağlıdır, mekanın
sunduğu olanaklarla ilişkilidir. Oyun grubunun rol oyunu için belirleyeceği
mekan oyunu doğrudan etkiler.
3.Oyuncu:
Her rol oyunu mutlaka oyuncular tarafından gerçekleştirilir. Bu-arada kast
edilen profesyonel oyuncu değil durumlar oyun grubudur. Üstüne konuşulmuş ancak
doğrudan prova edilmemiş rol oyunu
doğaçlamava dayalı bir formla oynanır. Oyun grubunun kalabalık sahnelerde
etkili oynayabilmeleri için önceden planlanan oynama biçimine, karar verilen aksiyon
çizgisine uymaları özellikle dikkat etmeleri gereken bir konudur. Bu üç temel
koşulu destekleyen diğer koşullar şöyle sıralanabilir.
4.Metin:
Seçilen tema üstünden ya da oyun yöneticisinin yönergesi doğrultusunda
oluşturulan dramatik yanı kuvvetli öykü ona uygun bir dil bulunarak oynanır.
Metin doğaçlama üstünden kendini ortaya koyacağından yazılı bir metin söz
konusu değildir. Rol oyunu bir yazarın bir cümlesinden ya da bir yazarın bir
öyküsünden yola çıkılarak da gerçekleştirilebilir. Böylesi bir durumda bile
yazılı bir metnin oynanmasından söz edilemez. Sonuç olarak ortaya çıkan metin
orada ve o anda doğaçlamaya dayalı olarak oluşturulmuştur.
5.Aksesuarlar:
Seçilen tema ya da öykünün oynanmasında çalışılan mekánda bulundurulan her
türden aksesuar kullanılabilir. Aksesuarlar oyuncunun belirlenen rolleri etkili
bir biçimde oynamalarına katkı sunar.
6.Durumlar:
Toplumsal yaşantının her durumlar oyun grubunun motivasyonunu hangi bir anını
dikkate alarak seçilecek durumlar oyun grubunun motivasyonunu doğrudan
etkileyecektir.. Dramatik yanlarının dikkate alınması oynama açısından kolaylık
sağlar.
7.Roller :
Rol oyunlarının gerçekleşmesi bir rol tasarımı üstünden olanaklıdır. Oyun grubunun
mekân, zaman ve öykü gibi temel meseleler üstüne çalışmaları zorunlu olarak bu
unsurların taşıyıcı araçları olan roller üstüne çalışmayı da dayatır. Roller
üstüne çalışma yaparken zaman, mekán ve öykü dikkatle analiz edilmelidir. Bu
unsurlar rollerin temel özelliklerini belirleyeceklerdir. Roller üstüne
çalışmak cümlesinden aynı zamanda oyunculuk üstüne de çalışmayı gerekli kılar.
O Rol oyunlarında doğru bir yaklaşım değildir. Önemli olan mekâna, zamana ve
öyküye bağlı olarak oynanacak rollerin doğru seçilmesi ve ona göre olanaklar
ölçüsünde oynanabilmesidir. Söz konusu olan teatral bir gösteri değildir ve bu
yüzden de oyunculuk bir kıstas olarak dikkate alınmaz.
8.Rol
oyunlarında bir başka ölçüt de rol dramaturgisinin asgari ölçülerde uygulanmasıdır. Belirli bir
zamanda ve mekånda bir rol kişisinin yaşayacağı olaylar bütünü kendi içinde bir
tutarlılığa sahip olmalıdır. Rol dramaturgisinin asgari ölçülerde kavranması ilerde
yapılacak planlı doğaçlamaların estetik/etkili olmasının ön koşullarından
birini oluşturur,
9.Planlı
rol oyunu : Planlı rol oyunu önceden belirlenmiş
bir sorunun farklı bakış açılarından teatral araçlar kullanılarak irdelenmesi
üstüne kuruludur. Okulda ya da iş yerinde var olan bir sorunu konuşarak da
çözebilirsiniz. Oynayarak sorunu tartışmaya açmak, empatinin gelişmesine, ön
yargıların parçalanmasına, etkileşimin söz üstünden değil eylem üstünden
gerçekleşmesine hizmet edecektir. Oynamak ve sorunu bu yolla irdelemek oynama
keyfinin etkisiyle ve birevlerin kendi tasarruflarını devre dışı bırakmasıyla
etkili olacaktır.
10.Tema
:
Tema toplumsal yaşantının her alanından seçilebilir. Sosyal geçeklikteki her an
her durum tematik olarak ele alınıp irdelenebilir. Rol oyunlarında tema oyun
yöneticisi tarafından belirleneceği gibi grup tarafından da belirlenebilir.
Belirlenen tema üstüne ön hazırlık yapılmış olması önemli bir unsurdur. Temanın
çalışmanın ilerleyen aşamalarında sapmalara uğramasının önüne geçmek öncelikle
oyun yöneticisinin sorumluluğundadır.
11.Form :
Oyun formu rol oyunlarında belirleyici bir unsurdur. Oyun yöneticisi çalışma
sürecinin her aşamasında oynama formları konusunda oyun grubunun olanaklarını
geliştirmeyi hedefler. Kendiliğinden gelişen oynama formlarını kabul eder,
değiştirmek ve dönüştürmek isteğini zamana yayarak oyun grubunun oynama
isteğini törpülemeden gerçekleştirir. Oyun formları absürt, masalsı, gerçekçi,
grotesk, trajik, komedi, gerçek üstü, anlatıya dayalı, ortaoyunu, gibi
olabilir. Söz konusu edilen bu formların her biri ayrı bir oynama biçimine
işaret eder. Oyun gurubu bu formları zaman içinde seçtiği tema, öykü, mekån,
zaman gibi koşulları dikkate alarak kullanmayı öğrenmelidir. Öğretmek ve oyun grubunu
geliştirmek oyun yöneticisinin asal sorumluluğudur. Rol oyunlarında didaktik
planlama ve pedagojik hedef seçimi önemli bir unsurdur. Bu durum oyun
yöneticisini oyun formları konusunda, üstüne çalışacağı tema ya da durum
konusunda yeterli biri- kim edinmeye iter. Oyunları ve alıştırmaları
varyasyonlu bir biçimde kullanmayı bilmesi ve oyun grubunu zorlamadan yönlendirebilmesi
önemlidir: Oyun grubuyla birlikte hareket etmeyi, grubu dinlemeyi biçimlerinin
bilmesi yapacağı çalışmayı etkili hale getirecektir.
Rol oyunlarında oyun grubu ve oyun
yöneticisi genel hatlarıyla aşağıda belirtilen hedeflere ulaşır:
Seçilen
temanın sınırlarını, ortaya atılan durumların nedenselliğini araştırır.
Bu hem kişisel ve hem de grubun eğilimine bağlı olarak belirlenir.
Kendi
yaşantısından yola çıkan birey oyun grubundaki diğer bireylerin yaşantısını
karşılaştırır, anlamaya çalışır, analiz eder ve tartışır.
Kendi deneyimlerini ve birikimlerini diğerlerine açık eder, benzer deneyimleri
başkalarının da yaşadığını görmek/hissetmek önemli bir kazanımdır. Toplumsal sorunlar konusunda gerekli
bilgilenme sağlanır: Araştırmanın önemini kavrayarak ön yargılarının
önüne geçer. Üstüne çalışılan temanın ya da sorunun araştırılması rol
oyunlarında önemli bir hedeftir.
Sözel
olarak kendini ifade etmenin olanaklarını keşfeder.
Seçilen her tema ya da durum konusunda grupla birlikte oynamaya yönelik yapılan
hazırlıklar sözel düzlemde tartışmayı zorunlu kılar. Bu durum bireyin kendi
düşüncesini, tasarruflarını etkili biçimde aktarmaya iterek sözel beceri
alanını genişletir. Rol oyunları aynı zamanda oynama biçimlerinin
geliştirilmesine de katkıda bulunur. Oyun yönetici grubun oynama yetisini
sürekli olarak geliştirir. Bu esas olarak tiyatro yapmanın ön hazırlığına kadar
uzanır.